11 01 2018

Deniz (Çetin’in Hikâyesi IV)

  Yerler bembeyazdı ancak yürümeye engel değildi. Güneş kendini göstermiş, bulutlar en temiz hâliyle incecik parçalara ayrılmıştı. Şehir merkezinde, belediye hizmet binasının arkasındaki sahil kenarındaydı. Küçük kayaların -sonradan getirilmiş dikdörtgen olmayanların- üzeri yosun kaplıydı. Plaj kumunu andıran ufak çakıl taşları ve deniz kabukları (Denizyıldızları bir sürüydü. Sağa sola saçılmıştı. On üç ay önce buraya ilk gelişinde bir tanesini fotoğraflamış, sonra da denize atmıştı.) sınırlı da olsa o an denizle buluşmalarını sağlayacak bir alan oluşturmuştu. Çetin, ayaklarını denizin ucuna getirdi. Topuklarını suya değdirdi. O; karşıda belirdi, yanına geldi. Çetin’e sarıldı. Bir anda Çetin’in dört bir yanı suyla kaplandı. Her taraf deniz oldu. Çetin, adaya dönüştü. Gökyüzünde eflatun ışıklar belirdi. Etrafa yayıldı. Dalgalar göğe yükseldi. Sonra birden yere indi. Deniz dümdüz oldu. Bir ışık dalgası Çetin’i aldı, havada çevirdi, taklalar attırdı. Issız bir diyara götürdü. Herkesten uzak bir yaşamda kendi kendine bıraktı. O; önce hayal, sonra yok oldu.                                                            *** Bir buçuk dönüm kadar olan avlunun her tarafı sıra sıra incirmiş. Bahçenin girişindeki ağaca çıkıp da hiç inmeden, ağaçtan ağaca geçerek avluyu dolaşmak mümkünmüş. Bu güzellik hemen her şeyde olduğu gibi zamanla anılarda kalmış. İncirler kesilmi... Devamı

22 12 2017

Fatih (Çetin’in Hikâyesi III) - öykü

Tarif edilen durakta indi: Halkevi. Başka durak bilmiyordu. (Derince dolmuşunu karıştırdığında ikinci ve işine en çok yarayacak durağı -onu hep orada bekleyecekti- öğrendi: Vilayet.) Altı şeritli yolun üzerinde üç köprü vardı. Geldiği yöndeki ilk köprüydü burası. Yürüyen merdiveni -Antep’teki (Hastanenin önünde, evine birkaç yüz adım uzaktaydı.) hep bozuktu- gördü. Ona yönelmedi. Normal ve dik olanı zor çıktı. Nefesi tükendi. Merdiven bitiminde insan kalabalığından ürkerek basamak sonunda bekledi. Soluna döndü. Denize baktı. Güzelliğine hayrandı. Askerdeki yatağının nevresimi gibiydi rengi, şekli. (–Para atınca havaya zıplamalı? –Niye ki? –Komutanlar öyle istiyor.) Güneş, denizin üzerinde kristal parlaklığını almıştı. (Askerliğinin etkisinin altıncı ayda bile nasıl devam ettiğini anlamadı. Her geceki uykusuzluklarının öcünü almak ister gibi uyumak istiyordu. Sürekli kabus görerek uyanıyor, işsizliğin de bu işin cabası olduğunu fark ediyordu.) Üzerinde durduğu köprünün yapıldığı zamanı hatırladı. Altı yıl olmuştu. Düşüncelerini bir an unuttu. Neyi düşündüğünü hatırlamadı. Zihni bir anda boş kaldı. Nefes alışverişlerini normalleştirerek yürüdü.   Büfelerin (Kentkart dolum merkezi dahil.), Halkevi’nin, caminin yanından ellerini cebine koymadan yürüdü. Eli soğuktu. Ağaçlarla kaplı yola çıktı. Ağaçlar çınardı. Üzerlerine rakamsal değerleri ve özellikleri tutturulmuştu. Daha yakından bakmak için önceden tren hattının olduğu, ortada büyük ve geniş kaldırım vazifesi gören yola geçti. Karşıya geçerken zorlandı. (Yürüyüş yolunun paralelindeki iki şerit de aynı yöne akıyo... Devamı

14 12 2017

İnsan, Kadirli'de Nasıl Mutlu Olur? (deneme)

           Kadirli’de normal şartlarda herhangi bir kişi, liseyi bitirip de üniversiteye gidene değin şehir dışına çıkmaz. Ufak tefek geziler ya da yaz tatillerindeki sezonluk kaçamaklar hariç. Şehrin demografik yapısı göz önüne alındığında son yıllarda çiftçilikten memurluğa geçiş hızlanmıştır. Ortalama 18-19 yaşına kadar Kadirli’de durmak zorunda kalan genç nüfusun önünde bazen iki bazen de üç seçenek vardır: Ya aileden gelen çiftçiliği stabil ya da geliştirerek devam ettirmek ya da üniversiteyi kazanıp ailelerin en çok ve gözde isteği olan memurluk hayatına başlamak. Bazıları ise üçüncü bir seçenekle diğer meslek gruplarını ya da işsizliği tercih edebiliyor. Genç nüfus bu durumların farkında olduğu için var gücüyle ders çalışıyor. Bu yüzden Kadirli’de okuma oranı yükselmeye devam ediyor. İlk ve ortaöğretimdeki öğrenci sayısı şehrin genel geçim döngüsünü kurmuştur. Son zamanlarda üniversiteyi bitirip de memleketine dönmek zorunda kalan mezun işsizler de farklı şehirlerde iş olanaklarıyla tanışana kadar geçici bir ikametgaha zorunlu kalmaktadır. Bu öğrenci nüfus dengesine onları da katmakta fayda var. Basit ve sade haliyle bu şekilde özetleyebildiğimiz ana nüfus, Kadirli’de mutlu mu? Buna genel olarak “hayır” cevabı verildiğini biliyoruz. Çünkü zorunlu durumlar günlük hayatın her anında etkilidir. - Eğer ki siz küçük kız ya da erkek çocuğuysanız bütün gününüzü okulda, oyunda ve anne-babaların güdümünde bir hayat sürerek zorunluluktan mutlu olmayı bilirsiniz ama bunun farkında olacak bir yaşta o... Devamı

12 12 2017

152 (Çetin’in Hikâyesi II) - öykü

   Üst geçidin yanındaki durağa geldi. Mavi renkli otobüse binecekti. 152 ya da 153. Hangisi gelirse. Çoğunlukla 152 gelirdi. Bu hattaki dolmuşların güzergâhı dolambaçlıydı. Şehir merkezine varmak bir saate yakın sürerdi. ‘153 gelse de ışıksız nesiz direkt gidiversek.’ Dolmuş, yokuş çıkarak geldiğinden yukarıdan aşağıya belirdi. Yaklaştı. Şansı yoktu yine:152.   Bindi. ‘Tam ücret’ kesilen çipli kartını cihaza okuttu. Dolmuş boştu. Midibüsün bir tarafı tekli, diğer tarafı çiftli koltuktu. Aracın arka tarafında, normal tabandan bir basamak aşağı seviyede, engelli yolcular için ayrılmış bir bölüm ve dört oturak daha vardı. Teklilerin en arkasına oturdu. Ayakkabısının topuğunu geriye vurdu. Fan yoktu. Sevindi. Sıcak hava üfleyen fanları, güneşli havada açan şoförler vardı. ‘Yine de sıcak. Kalın giyindim sanırım.’   Dolmuş dört durakta durdu. Yarıya yakın doldu. Dalmış hâlinden irkildi, kendine geldi. ‘Yolcunun çok olduğu durağa az kaldı herhalde.’   Körfezin en büyük fabrikası vardı ileride. Ondan önceki durak, hep kalabalık olurdu. Pazar’ın yoğunluğu da cabası. Dolmuş, Çetin’i aldıktan on dakika sonra bu durağa geldi. Durdu. Çetin, gözlerini kısarak dışarı baktı. Sıra, tek ve uzundu. İleriki duraklarda ayakta kalacağını anladı. Öğrenciler ya da yaşıtı diğer gençlerin geneli gibi umursamaz değildi. Gözlerini kaçırmazdı kimseden. Yer verdiği ihtiyarların yüzünün gülmesi hoşuna giderdi. Ancak sıradakilerin epeyi gençti. Oturabilirdi daha. Binenlere baktı. Çoğunluğu dershaneye giden öğrencilerdi. Kucağındaki bebeğiyle bir anne, yavaş adımlarla basamaklardan çıktı. Ardından ellisinde gösteren gözl&uum... Devamı

12 12 2017

UMUT (Çetin’in Hikâyesi I) - öykü

   Sarı, dalgalı saçlarını savuran rüzgâra rağmen balık tutmak için sahile indi. Soğuktu. Poyraz kuvvetli, sertti. Ancak deniz çarşaf gibi dümdüzdü. Arada bir dalga çıkıyordu körfezin orta yerinden. İlerleyen gemi yoktu. Demir atmış açıkta bekliyordu hepsi. Kendi gibi yabancıydılar buraya. ‘Bu dalga da neyin nesi? Deprem mi geliyor yoksa?’ diye düşündü. Hemen yanı başındaki ikili banktaki adama seslendi:   - Cemal ağabey! Dalga?             - Denizaltı geçiyordur. Arada olur böyle.               Sahil parkı, hilal şeklinde, sahilin içine doğruydu. Doldurma olması muhtemel. İkişerli banklar, hilal boyunca belli aralıklarla sıralıydı. Toplam on iki tane. Kılıcı kınından çıkarır gibi oltasını bez torbasından çekti çıkardı. Açtı, uzattı. ‘Şuncacık şey, kendi boyumdan uzun oldu.’ Çantasını araladı. Yağ bidonundan kesme, plastik bir kap ile solucan bulamadığından balık pazarından aldığı, aldatıcı yapay balıklardan bir tanesini çıkardı. Oltanın ucuna taktı. Balık pırıl pırıldı. Güneş çıktıkça parlıyordu. Çantayı kapadı. Betonarme parkın denizle arasındaki kayalığa indi. Eğilip kaba su doldurdu. Çıktı, oltayı aldı, gerdi, fırlattı. ‘Zzzzz’ sesini duydu. Hoşuna gitti. İlk seferinden beri bu sesi severdi. Balık tutmak için sekizinci gelişiydi. Cemal ağabeyle ilkinde tanışmıştı. Emekliydi. Öğretmen emeklisi. Düşüncelere daldı.   ‘Bir edebiyatçıya mesleğini icra ettirmezlerse kalakalırım böyle ortada. Pekâlâ öğretmenlik yapabilirim. Ancak piyangodan para beklemek gibi bir şey bu. Bir türlü çıkmıyor. Başvurularım neticesiz. Her ... Devamı

06 11 2017

Bir Garip Sistemim (deneme)

    Ali’yle sohbet ederken üniversitedeki ders geçme sistemine dair daha önce sözlü ya da yazılı kayıt altına almadığım bazı şeyleri paylaşma isteği oluştu. Anlattıklarımı okuyanlar bence pek bir şey anlamayacak. Sebebinin üslubumdan mı yoksa durumun saçmalığından mı yoksa benim o duruma getirmemdeki boş vermişliğimden mi olduğunu kavrarsanız bana iletin lütfen!   Gaziantep Üniversitesi, ODTÜ’den ayrıldığı için ders geçme sistemini devam ettiriyordu. Bölümümüzdeki hocalarımız bilgi açısından fazla kaliteli, bizi zorlamaları bakımından oldukça cömerttiler. (Son sınıfa geldiğimizde kalite hem düştü hem de bu zorlamalar azaldı.) Dersi geçme notumuz yetmiş, 4’lük sistemde 2.00’ye denk geliyordu. 2. sınıfın sonunda 1.75’i yakalayamayan öğrenci tekrara (repeat) düşüyordu. Ben de 2008 yılında bu duruma kazara değil de itiraf etmek gerekirse hak ederek düşmüş bulundum. Bölümümüz elbette zordu ama zamanından kısa sürede bitiren olmuştu. Gerek bizim farklı şehirdeki kültür çatışmalarımız gerek ergenliğin verdiği karmaşıklıklar derse isteğimi azaltıyordu.   3. sınıfın ilk dönemini, yani normalde 5. yarıyılımı ama yaz okuluyla 6’ya çıkmış yarıyılımı birinci ve ikinci sınıfın kaldığım ve yükseltmeye aldığım dersleriyle geçirdim. İkinci döneme geçtiğimde 1.75 barajını epey geçmiş, üçüncü sınıftan devam etmeye başlamıştım. Ancak ikinci sınıfın aynı döneminden kaldığım ders sayısı fazla olunca üçüncü sınıftan az sayıda ders seçebilmiştim. O yılın yaz okulunda ise üst sınıfın (4.sınıf) ve 2. sınıf ilk dönemin Yeni Edebiyat derslerini almıştım. (Yaz okuluna açılması garantisiyle bakılan Yeni Edebiyat... Devamı

25 10 2017

Kazma Kürek (öykü)

 Bahçenin telini çekerken yandaki incir ağacını hesaba katmamıştık. Kümese girmek yerine ağacın tepesine tüneyen tavuklar, incir ağacının bahçeye uzanan dalından içeri atlayıp yeni diktiğimiz marul çetillerini yediği zaman hatamızı anladık. O bahçe, bulunduğu yere göre geniş yer kapladığından ilk yapışımızdan sekiz sene sonra bahçeyi her bir kenarından sekiz adım daraltmaya karar verdim. Eski bir arabanın teker aksamındaki uzun demir parçasının sivri ucunu, mızrak gibi yere saplayarak bahçe direği yerine kullanacağım ağaç süvenlerinin yerini hazırladım. Demiri iki elimle kavradım, 30 - 40 santimetre havaya kaldırıp hızla yere vurdum. Bir karış derinliğe inince de çukurdaki toprağı ince, yapışkan çamur kıvamına getirecek suyu döktüm. Süveni yerine sapladım. Tamamı sekiz tane olacak direklerden biri hazırdı artık.   Bagaj kısmının kullanışlılığından inşaat ustalarının sıklıkla kullandığı Mitsubishi minibüsünü yol kenarına park eden Hüseyin ağabeyi dinlenmek için incirin altına oturduğum esnada gördüm. Seslenerek bana doğru yürüdü. -    Kolay gelsin hısım. Hayırdır, bahçeyi mi bozuyon? -   Sağ olasın Hüseyin ağabey, hoş geldin, yok, kenarını daraltıyom. Tavuk şurdan içeri atlıyor. -    İyi düşünmüşsün. Bu ikisinin arasına niye bir süven daha atmadın? Açıklık geniş olmuş. Çabuk yıkılır böyle. -    Altında taş çıktı. Demir mürdün aşağı batmıyor.   Hüseyin ağabey bu sözümün üzerine uzun, demir mürdünü eline aldı; vurdu. Sözüm doğrulandı. Başka nerede öyle taş ya da kaya olabileceğini sordu. Etrafın hep kaya olduğunu, sonradan tarladan toprak getirerek burayı yükselttiğimizi... Devamı

27 02 2017

TAMAMLANMAMA (deneme)

Başlamadan not: Bu bir iç rahatlatma mektubudur. Yazılmasında kıskanma ve hüzün vardır. Bir not daha: “İyi ki”msin. TAMAMLANMAMA           Tamamlanmayacağını bilmem, tamamlamanı isteyemem…           Sen hem varmışsın hem yokmuşsun gibi… Şimdi varsın da bir gün beni bırakacakmışsın gibi… Sen de “herkes” ya da “hiç kimse” olacakmışsın gibi… Davranışlarınla beni şimdi “herkes” yaptığın gibi… Daha da değersiz hissettirdiğin gibi… Bir anda üzdüğün hiç yoktan sevindirdiğin gibi… Sana o kadar ihtiyacım varken beni bırakmaya hazırmışsın gibi… Bundan ne kadar kötü olacağımızı bildiğin gibi…           Bırakacağını bile bile umut bağlamak… Heves etmek… Hatta sevmek… Bana “mantık”derken senin hissi/hissini bırakmaman ama beni bırakman… Hiç istememek, korkmak, korkudan uyuyamamak, korkudan uyanmak, korkudan konuşamamak, korkmak, korkmak…           Hay böyle işin anasını yolunu…           Geçmişini…           Geçmişimi… Son not: Seni çok fazla özledim, özlüyorum. Özletme! Devamı

17 02 2017

EDE (öykü)

Başımızdan geçenleri başkalarınınmış gibi anlatma hastalığı, maalesef insanımızın sıradan bir özelliği hâline geldi. Sanki karşımızdaki insan bunu hiç anlamıyor, hiç fark etmiyor! Sahi, belki de hiç fark etmiyor. Olmamışlıkları bir hayal içinde yaşamak ya da yaşadığımızı sanmak, belki de düşlemek, bizi bir sonraki güne taşıyor. Bir sonraki gün de bir önceki günün aynısı olunca hayalle gerçek birbirine karışıyor. Yine öyle bir zamanda, sıradan bir günün bir akşamüzeri, yine her zamanki gibi bir iş çıkışı vakti, Hasan’la Çamlıkahve’de sohbete daldık, anlatmaya başladı.                                                            *** Hasan ile Salih adında iki yakın arkadaşız. Dostluğumuz yıllar öncesine, 6/B’ye,  uzanır. Evet, aynı okulda hatta aynı mahalledeydik. Ancak evlerimiz birbirine çok uzaktı. Her gün okula giderken onu yol üzerindeki evlerinden alır, dönüşte aynı yere kadar eşlik ederdim. Yürüdüğümüz on beş dakika boyunca hemen her konuda konuşarak liseden de birlikte mezun olduk. Yükseköğrenimi birlikte kazanamadık, dershanede gece gündüz ders çalıştık, üniversiteyi liseden sonraki ikinci yılımızda ortalamanın çok üzerinde bir puanla birlikte kazandık, öğretmenliğe adım attık.                                         &nb... Devamı

05 02 2017

YILAN DUASI (tekerleme)

Bismillahirrahmanirrahim. Afsunu gundal, nişedi bendel, bağrı, mağrı, hıısın hıısın, gerünu, berünu, ceddice, beddice, o cendi, bu cendi, dabu cendi, kizikider, künübeder, uukun, buukun, kalbuukun, hürme hürme, tüstetci tüstetci, cahibidi cahibidi, daaritendi, mağrıtendi, urkuş, leeli leeli, bağlıyeli, bağdıyene, bende beste beste, zubanı, zalı, şerri, halifi, dermenemini, kande kerem, La İlahe İllallah Muhammeden Resulullah, bende tamam. Kaynak: Ayşe Bozkurt Not: Okuma yazma bilmeyen Ayşe Bozkurt'un sözlü kültür ürünü bir tekerlemeyi dua olarak öğrenmesi sözkonusudur. Aksine çekilecebilecek iddialar geçersizdir. Devamı

30 01 2017

BEDDUA (şiir)

  Sana intizarım yüce mevladan Hasret kal yeşile ala sevdiğim Başın kurtulmasın dertten beladan Ben sana neyledim kele sevdiğim   İyi diye bir kötüye düşesin Her kime varırsan hemen boşasın En yaşlı çocuğun üç gün yaşasın Bebek diye ölüp öle sevdiğim   Vücudunu kızıl çıban bürüsün Kan kalmasın damarların kurusun Akciğerin verem olsun çürüsün Öksürdükçe kan kusasın sevdiğim   Bu dünyada bir eserin kalmasın Unutulsun ismin, kimse anmasın Cenazene kefen nasip olmasın Sarsınlar bir yırtık çula sevdiğim Kaynak: Burhan Gülal Devamı

30 01 2017

Zomzalak Nedir?

Kadirli'de bu isimle anılan ağacın adıdır. Kelimenin ses benzerliğinden kaynaklı zanzalak ve zamzalak şeklinde değişiklik gösterdiği tespit edilmiştir.  Devamı